Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

ÇALIŞMA HAYATI

BİNLERCE EĞİTİM EMEKÇİSİ ALANLARDAYDI

Yazar sendika.org
13 04 2008
Eğitim-Sen tarafından İzmir, Samsun, Adana, Diyarbakır ve Van’da bölge mitingleri düzenlendi. Mitinglerde bir araya gelen binlerce kişi, Soysal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı başta olmak üzere hakları geriye götüren yasal düzenlemelere karşı ortak mücadele çağrısı yaptı. Eylemlerde sık sık, “genel grev genel direniş” sloganları atıldı...

İzmir

İzmir’deki emekçi memur, işçi, öğrenci ve veliler, Konak Sümerbank önünde bir araya geldi. Eğitim-Sen tarafından düzenlenen mitinge, Manisa, Aydın, Çanakkale, Balıkesir ve Afyon’un da aralarında olduğu Ege ve Marmara bölgesinden de emekçiler katıldı. Mitinge KESK’e bağlı diğer sendikalar ile DİSK’in katılmaması dikkat çekerken, Türk-İş’e bağlı sendikalardan Petrol-İş ve TÜMTİS alanda yerini aldı. Her iki işçi sendikasından sık sık Türk-İş yönetimini protesto eden sloganlar ile genel grevle ilgili sloganlar atıldı. Mitinge katılan, kadın örgütleri ise, “kadınlara iş ve kreş” talebini alana taşıdı. İnay Köylüleri, altın madeni tekellerine karşı yürüttükleri mücadeleyi, emekçilerin GSS karşıtı mücadelesi ise birleştirirken, öğrenci örgütlülükleri de, eğitimde özelleştirilmelerin durdurulmasını istedi.

“Genel grev genel direniş”, “İşçi memur gençlik alanlarda birleştik”, Haydi Türk-İş Genel Greve”, 1 Mayıs’ta Taksim'e”, “Mezarda emekli olmayacağız” sloganlarını atarak Gündoğdu Meydanı’na gelen binlerce emekçi, hükümete tepki gösterdi.

Miting alanında konuşan KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim-Sen 1 No’lu Şube Başkanı Ali Rıza Özer ve Eğitim-Sen Genel Merkez Yöneticisi Sayim Gültekin, “Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik haklarımıza sahip çıkmak için alanlardayız” dedi.

Eğitim-Sen ve üyelerinin, sözleşmeli, geçici değil, kadrolu, ayrımcı değil, eşit işe eşit ücret verilmesi, eğitime ayrılan payın artırılması, kamu eğitiminin ve kamu sağlığının yaygınlaştırılması için mücadelesini sürdüreceğini söyleyen Eğitim-Sen Genel Merkez yöneticisi Gültekin, siyasi kadrolaşmanın, emekçilerin ve yoksul halkın sağlığını bozan, sosyal güvenliğini elinden alan SSGSS’nin, emekçilerin sosyal, özlük ve ekonomik haklarının gaspının ve kamusal alanın tasfiyesinin durdurulmasını istedi.

Gültekin, konuşmasını, “Bizler insanca bir yaşam, özgür toplusözleşme ve grev hakkı, kamusal alanın genişletilmesi, kamusal yaşamın oluşturulması ve savaşsız-sömürüsüz, eşitlikçi, özgürlükçü bir Türkiye mücadelesini sürdüreceğiz” sözleriyle sona erdirdi.

Eğitim-Sen yöneticilerinin ardından söz alan Sosyal Haklar İçin Kadın Platformu sözcüsü yasanın en fazla kadınları olumsuz etkileyeceğine dikkat çekerek, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası'na kadınlar olarak karşı olduklarını söyledi. Miting Grup Arteş’in şarkıları ve marşlarıyla sona erdi.

Adana
Mersin, Tarsus, Antakya,İskenderun,G.Antep,Kilis,K.Maraş ve Adıyaman'dan gelen emekçiler Adana'da Mimar Sinan alanında toplanarak Uğur mumcu meydanına yürüdü.

Eğitim Sen'in Eğitimde ve Yüksek öğretimde antidemokratik uygulamalara,gericiliğe,iş güvencesiz çalıştırılmaya,piyasalaştırmaya,sosyal hakların gasp edilmesine karşı Türkiye çapında 6 ayrı bölgede örgütlediği mitinglerin Adana ayağı çoşkuyla geçti. 4 bin Eğitim Sen üyesinin katıldığı mitingin genel katılımı 6 bine ulaştı.

Son kortejin Uğur Mumcu alanına girmesi ardından saygı duruşuyla başlayan miting Eğitim Sen MYK üyesi Ali Berberoğlu ve Adana Eğitim Sen Şube Başkanı Güven Boğa'nın yaptıkları açıklamalarla sürdü.Yapılan açıklamalarda ana vurgu AKP'nin soyguncu ve gerici politikalarıydı.

Mecliste halen görüşülmekte olan sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası hakkında yürütülen çalışmaların yasanın meclisten geçmesiyle sonlanmayacağını, aksine devam ettirilip kararlılığın gösterileceğini, alanlarda bin bir özveri ve bedellerle kazanılan hakların “masa” başında pazarlık ettirilmeyeceğini, bunu edenin tarih sahnesinde hesap vereceği söylendi.

SSGSS' ye karşı yürütülen çalışmaların emek örgütlerini bir araya ortak bir mücadele hattında buluşturduğunu söylenen açıklamada,aynı birlikteliliği sürdürmek ve yakalanan çoşkuyu 1 Mayıs'a taşınmak gerektiğini vurgulandı.

Yaklaşık 3 saat süren miting çekilen halaylarla sona erdi.

SSGSS'ye karşı meydanlar doldu, AKP'nin suyu ısınıyor

Yazar sendika.org
14 Mart 2008
Bugün Emek Platformunun 10 Mart’ta aldığı kararlar doğrultusunda binlerce emekçi ülke çapında 2 saatlik iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Türkiye’nin dört bir yanında okullarda eğitime iki saat ara verildi, hastanelerde 10.00-12.00 arası acil
hastalar dışında hasta kabul edilmedi, ulaşımda aksamalar oldu, emekçiler üretimden gelen güçleriyle hayatı durdurdu. Uyarı eylemlerine katılan binlerce emekçi düzenlenen kitlesel basın açıklamalarıyla seslerini tüm ülkeye duyurdu. DEVAMI

Balcalı’da taşeron sağlık işçileri iş bıraktı

Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nde taşeron firmaya bağlı olarak çalışan sağlık emekçileri taşerona kurban olmamak için bugün iş bıraktı.

Sabah saatlerinde gizli bir şekilde hastane yönetimi ve taşeron firma arasında yaklaşık 1000 sağlık işçisinin geleceğini belirleyecek bir ihale yapılırken işçiler işlerine gitmeyerek hastane yönetimine seslendiler: “Bizler kurbanlık koyun değiliz, bizi pazarlayamazsınız”

Bugün yapılan ihale hastanede çalışan teknisyenleri, hastabakıcıları, sekreterleri, büro memurlarını ve temizlik görevlilerini kapsıyor. Ve ihalede sağlık çalışanlarına sadece itaat etmeleri buyruluyor.

Hastane poliklinikleri önünde toplanan işçiler flama ve sloganlarıyla coşkulu bir eylem gerçekleştirdiler. Adana Tabip Odası, SES ve DİSK Bölge Temsilciliği’nin destek verdiği eylemde işçiler yaklaşık 3 saat boyunca iş başı yapmayarak yapılan ihalenin hukuksuz olduğunu söylediler.

İşçiler eylem boyunca “emeğine, ülkene, onuruna sahip çık, taşeron defol bu hastane bizimdir, insanca bir yaşam istiyoruz, sağlık haktır satılamaz, taşerona kurban olmayacağız” sloganları attılar.

Eylemde Dev Sağlık-İş örgütlenme uzmanı Sevinç Hocaoğlu bir konuşma yaparak “bugün hastane yönetimi ve taşeron firma arasında ortaçağ karanlığını aratmayacak bir insan pazarlığı yapılıyor. İşçiler hastane yönetimince para babalarına satılıyor. Bugün yapılan ihale cihaz, makine alım satım ihalesi değil bizzat insan alım satım ihalesidir” dedi.

Dev Sağlık-İş Çukurova Şube Başkanı Mustafa Hotlar ise konuşmasında şunları söyledi: “Bizler emeğiyle onuruyla çalışan işçiler olarak tüm tehtitlere, baskılara ve işten atmalara karşı tüm gücümüzle ekmeğimize, emeğimize ve geleceğimize sahip çıkacağız. Hiç kimsenin dayatmalarına boyun eğmeyeceğiz.”

Eylemde SES Adana temsilcisi de bir konuşma yaparak “Yaklaşık iki yıldır işçi arkadaşlarımızla birlikte taşeron belasına karşı ortak yürüttüğümüz mücadele güvenceli bir iş, insanca yaşanacak bir ücret hakkımızı kazanana kadar sürecek. Taşeron belası bu hastaneden eninde sonunda süpürülecek” dedi.

Sendika.Org-Adana

TARİHİ MADEN YÜRÜYÜŞÜ

TELEKOM GREVİ HAKKINDA İBRET ALINACAK HABERLER

Yazar Ferda Koç (sendika.org)
10 11 2007

Vatan ve Dünya gazetelerinin bugünkü nüshalarında, “Telekom grevinde Haber-İş’in maaş ödeme sıkıntısına düştüğü” haberleri yayınlandı. Her iki gazete de, “Türk Telekom’un grevdeki işçilerin maaşlarını ödeme yükümlülüğü olmadığını; maaşların sendika tarafından ödenmesi gerektiğini” yazdılar veya ima ettiler. Vatan gazetesinde “Orhan Pala”, Dünya gazetesine “Seher Yaşayacak” imzasıyla yayınlanan heberlerde, Haber İş yönetiminin işçilere ancak 3-4 ay maaş ödeyebilecek durumda olduğu için sıkıntıya düştüğü belirtildi... Vatan ve Dünya gazetelerinin bugünkü nüshalarında, “Telekom grevinde Haber-İş’in maaş ödeme sıkıntısına düştüğü” haberleri yayınlandı. Her iki gazete de, “Türk Telekom’un grevdeki işçilerin maaşlarını ödeme yükümlülüğü olmadığını; maaşların sendika tarafından ödenmesi gerektiğini” yazdılar veya ima ettiler. Vatan gazetesinde “Orhan Pala”, Dünya gazetesine “Seher Yaşayacak” imzasıyla yayınlanan heberlerde, Haber İş yönetiminin işçilere ancak 3-4 ay maaş ödeyebilecek durumda olduğu için sıkıntıya düştüğü belirtildi.

“Grevdeki işçinin maaşının sendika tarafından ödenmesi gerektiği” gibi bir anlayışı yansıtan ve “biz şimdi bunların neresini düzeltelim” dedirten bu haberler, Türkiye’de “gazetecilik” mesleğinin sendikal mücadele alanından ne ölçüde kopuk olduğunu ve işverenler tarafından nasıl manipüle edilebildiğini yansıtıyor.

Her şeyden önce “grev”, işçilerin bir mücadele silahıdır. İşçiler grev aracılığıyla, ortak çıkarlarını gerçekleştirmek üzere işverenlere karşı üretimden gelen güçlerini kullanırlar. Bu sırada elbette ücretlerinin hesaplarına yatırılmayacağını bilirler ve greve çıkmadan önce oluşturabildikleri ölçüde bir “grev fonu” oluştururlar. Oluşturulan bu fonlardan grev sırasında yararlanarak temel gereksinimlerini gidermeye çalışırlar. Yani grev fonundan “ücret” ödenmez. “Grevdeki işçinin maaşını sendikanın ödemesi gerektiği” kalıbı, patronların, grevdeki işçiler ile sendikalarını karşı karşıya getirmek için sürekli tekrar ettikleri bir demagojidir. Bu demagoji, işçilerin kendi istekleriyle greve çıkmadıkları, sendika tarafından greve zorlandıkları ve grevi “kendi çıkarları” için değil, “sendikanın çıkarları” için yaptıkları, “grev sırasında sendikaya çalıştıkları” biçimindeki çarpıtmalara dayanır.

Diğer yandan Türkiye’de yasalar işçilerin sendikalarında oluşturacakları “grev fonu”ndan yararlanmalarını ““grev ve lokavt süresince tüzüklerine göre üyelerine yapacakları yardımlar” denilerek “sendika tüzüğüne” bağımlı kılınmıştır. Yani, grev sırasında sendikalar üyelerine “maaş” değil, “yardım” dağıtabilir ve bu “yardım”ların miktarı ve biçimi ise sendika tüzüğünün düzenleyiciliğine bırakılmıştır.

Greve çıkan işçilerin çeşitli mali güçlükler yaşayacakları bellidir. İşçiler bu güçlükleri yaşayacaklarını greve çıkmadan önce bilmektedirler. Türkiye’deki yasalar, grev kırıcılığını özendirmek için isteyen işçilerin grev sırasında çalışmalarına izin vermektedir. İşçiler, sendikaları grev kararı alsa dahi, greve çıkmamayı, grevdeki işyerinde çalışmayı tercih edebilir. Bu tercihi yaptıklarında da, başta polis olma üzere bir çok kanaldan koruma altına alınırlar, ödüllendirilirler. Yani greve çıkan işçi, bu seçenekleri reddederek, mücadelenin güçlüklerini göğüsleme kararlılığıyla greve çıkmaktadır. "Grevdeki işçilerin ücretlerinin ve sosyal güvenlik primlerinin işveren tarafından ödenmeyeceği. Bu nedenle işçilerin greve çıkmaması gerektiği", grevi önlemek veya kırma isteyen patronların sürekli olarak kullandıkları bir karşı propaganda malzemesidir. Dolayısıyla, grevdeki işçilere “maaşlarının ödenemeyeceği, sendikanın ödeme güçlüğü içinde olduğu” biçimindeki haberler, masum “haber”ler değil, grevdeki işçilerin moralini bozmaya yönelik maksatlı yayınlardır.

Haberin veriliş şeklinden, haberin Türk Telekom işvereninin yaptığı “kamuoya çalışması” nın sonucu olarak gazetelerde yer aldığı, haberi veren gazetecilerin ve gazetelerin de bu “kamuoyu çalışması”nın aracısı olduğu anlaşılıyor. Gazete sahiplerinin grevdeki bir işyerinin patronuyla “dayanışma” içinde olması elbette anlaşılabilir bir şeydir. Hele de bu patronlar, Türkiye’nin en büyük “reklam veren”leri arasında ise… Peki bu açıkça yalan ve çarpıtma kokan haber malzemesinden “haber” çıkarıp kendi ismiyle yayınlayan gazetecilere ne demeli?

TELEKOM GREVİ PROVOKASYONLA BAŞLADI

Yazar sendika.org
17 10 2007


Geçen yıl Lübnanlı Oger tarafından satın alınan Türk Telekom’da grev 16 Ekim’de başladı. Türk Telekom tarihinde ilk defa yapılan greve Haber-İş sendikasına bağlı 25 bin 680 işçi katılıyor. Tüm Türkiye’de işyerlerine asılan “bu iş yerinde grev var” pankartlarıyla başlayan eylem daha ilk saatlerinden itibaren provokatif saldırılara uğruyor. Medya’yı bir anda dehşetengiz “sabotaj” haberleri ve grevin hayatımızı nasıl olumsuz etkileyeceği haberleri kapladı.

Türkiye Haber-İş sendikası yöneticileri ve Türk Telekom Ankara il Müdürlüğü'nde çalışan işçiler sabah Müdürlük önünde toplandılar. Türkiye Haber-İş Başkanı Ali Akcan, Türk Telekom yönetiminin çalışanların haklı taleplerini görmezden geldiğini ve işçiye tarihinde bir ilki yaşatarak, greve zorladığını söyledi. Akcan, Türk Telekom yönetiminin ilke bazında sendikanın taleplerini haklı görmesine karşın, çözüm önerilerini kabul etmediğni, işçilerden sendikasızlaştırmaya ve kötü çalışma koşullarına rıza göstermelerini istediğini belirtti. Akcan, "Hükümet adil davranmak istiyorsa yabancı sermayeye işçimizi ezdirmesin" diyerek, grevin Bakanlar Kurulu kararıyla durdurulmaması çağrısı yaptı.


Grevin başlamasıyla birlikte, grevi durdurtmaya yönelik oyunlar da hemen devreye girdi. Gazetelerin iddialarına göre grev başlamadan 4 saat önce Edirne, Bursa, İstanbul, İzmir ve Ankara’da internet bağlantısını ve data dağıtımını sağlayan fiber optik kablolar kesildi. Böylece emniyet müdürlüğü ve gümrük kapılarının haberleşme işlemleri aksadı. Sermaye basını, grevin telefon hatlarının tamamının bozulması, internet erişiminin felç olması, medya ve bankacılık işlemlerinin durması, ATM’lerin çalışmaz hale gelmesi gibi “büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğumuz” korkusunu yüksek sesle yaymaya girişti.

İŞÇİLER GREV'DE...

TELEKOM İŞÇİLERİ 16 EKİM SALI GÜNÜ GREV'DE... Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerleri için, Sendikamız ile Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü arasında yürütülmekte olan 7. Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesinde 14 Eylül 2007 Tarihine Grev kararı alınmıştı,uyuşmazlıkların çözülmemesi üzerine Sendikamız 16 Ekim 2007 tarihinde (salı günü) Sabah Saat 08:00 itibaren Grev uygulama kararı almıştır.

'SÜRGÜN' KARARI KALDIRILSIN,ADALET YERİNİ BULSUN


Mersin Tren Garı’nda 10 yıldır Müdür Yardımcılığı yapan Celal Vuruşkan’ın görev yerinindeğiştirilmesini ’sürgün’ olarak niteleyen Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) üyeleri, bir önceki hafta protesto eylemi yapmıştı.Mersin Tren Gar’ında Müdür Yardımcısı olan Celal Vuruşkan,önce Konya daha sonraki süreçte Gaziantep’e ‘atan’dı(sürgün). BTS Mersin Şube Başkanı Tonguç Özkan, “10 yıldır burada görev yapan üyemiz Celal Vuruşkan’ın Gaziantep’e sürgün edilmesi sendikamız ve üyemizden öç alma maksatlıdır” dedi. Mesai arkadaşlarının dilekçe ile başvurarak, Vuruşkan’dan herhangi bir şikayetleri olmadığını bildirmesine rağmen atamanın yapıldığını kaydeden Özkan, “Teftiş Kurulu raporu hazırlarken bunları göz önünde bulundurmadı. Bunlar açıkça gösteriyor ki sürgün, Celal Vuruşkan’ın ‘iş yeri huzuru bozduğu gerekçesiyle’ değil, sendikamıza ve üyelerimize gözdağı vermek amacıyla yapılmıştır” dedi.BTS üyeleriyle görüştüğümüzde;Bu ‘atama’nın yani sürgünün 2 yıldır sürdüğünü,önce Konya ve şimdide Gaziantep’e ‘atana’rak,esas maksatlarının BTS olduğunu ve “İktidar ellerinde olduğu için ben yaparım,ben ne dersem o olur anlayışı içinde olduklarını” belirttiler.Bu karara karşı 2 yıldır mücadele eden BTS, şimdi mahkeme kararını bekliyor.

Vatan postası güney olarak bu uygulamanın takipçisi olacağız.
Bu ‘sürgün’ kararı derhal kaldırılsın ve ADALET yerini bulsun

İŞÇİ ÖLÜMLERİNİ DURDURUN!

Yazar Vatan Postası - sendika.org - Evrensel Gazetesi 04 09 2007

Tuzla tersaneler bölgesinde, patronların daha fazla kâr hırsı nedeniyle dayattığı çalışma koşulları, can almaya devam ediyor. Tersaneler bölgesinde Bekir Özmen isimli işçi iş kazasında can verdi. Özmen son 15 gün içinde can veren 5’inci işçi oldu. Konuyla ilgili bir çok parti, sendika ve kitle örgütünden tepki gelirken Ufuk Uras konuyu meclise taşıyacağını belirtti.

Son olarak dün Desan Tersanesi bünyesinde, tamir gemisinde faaliyet gösteren Emre Gemi isimli taşeron firmada çalışan Bekir Özmen adlı işçi, elektrik çarpması sonucu yaşamını yitirdi. 45 yaşında ve kaynak ustası olan Özmen, taşeron firma patronunun yeğeniydi. Özmen’in cesedi hastaneye kaldırılırken, Emre Gemi’de çalışan işçiler iş bıraktı. Desan bünyesindeki diğer taşeron firmalardaki işçilere ise zorla işbaşı yaptırıldı.

4 kişi ölmüştü
21 Ağustos’ta Torgem Tersanesi’nde meydana gelen iş kazasında, Cabbar Ongun isimli işçi elektrik çarpması sonucu yaşamını yitirmişti. Güney Akarsu ise 23 Ağustos’ta Selah Tersanesi’nde elektrik akımına kapılarak öldü. Cengiz Tatlı da 30 Ağustos’ta CHP Tuzla İlçe Başkanı’nın sahibi olduğu Umut Gemi’de elektrik çarpması sonucu can verdi. Kenan Kara ise 31 Ağustos’ta sıcakların mevsim normallerinin üzerine çıkmasına karşın çalıştırıldığı için kalp krizi sonucu yaşama gözlerini yumdu. Tersane işçileri, tüm bu kazalara karşı yaptıkları eylemlerle gerekli tedbirlerin alınmasını ve kazanın sorumlusu olan patronların cezalandırılmasını istedi. Ancak yetkililer bir şey yapmadı.

Hepsi sorumlu

Tuzla tersaneler bölgesinde yayın yapan ve tersane işçileri tarafından çıkartılan Baret gazetesinden yapılan açıklamada, yaşanan cinayetlerin sorumlusunun önlem almayan patronlar kadar, hiçbir yaptırımda bulunmayan hükümet ve diğer yetkililer olduğu bildirildi. Başta sendikalar olmak üzere emekten yana tüm kurum ve partilere, birlikte mücadele çağrısı yapılan açıklamada, “Tersanelerdeki bu insanlık dışı çalışma koşullarını tersine çevirmek, insanca ve ölüm korkusunun olmadığı çalışma koşullarını yaratmak için tüm güçlerimizi birleştirmeliyiz” dendi.

Birlik çağrısı
Emek Partisi (EMEP) Tuzla İlçe Örgütü’nden yapılan açıklamada da tüm tersane işçilerine, yaşanan cinayetlere karşı birlik olma çağrısı yapıldı. Patronların, daha fazla kâr için işçilerin hayatlarını hiçe saydığına dikkat çekilen açıklamada, “Tersane işçilerinin tüm çağrılarına karşı hem yetkililer hem de hükümet, yaşanan cinayetlere karşı sessiz kalmıştır. İnsanca çalışma koşulları için her türlü ayrımı bir kenara bırakarak birlikte mücadele edilmelidir” dendi. Açıklamada, EMEP’in her zaman tersane işçilerinin mücadelesinin içinde yer alacağı bildirildi.

Meclis gündemine gelecek
Konuyla ilgili açıklama yapan ÖDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, 15 gün içinde 5’inci iş kazasının yaşandığına dikkat çekerek, yaşananların açık cinayet olduğunu söyledi. Tersane patronlarının, bölgeyi işçi cehennemine çevirdiğini ifade eden Uras, “Hükümetin son programında, iş güvencesinin ve iş güvenliğinin tam olarak sağlandığı iddia edilmektedir. Tuzla tersaneler bölgesinde öldürülen işçi arkadaşlarımız, hükümetin programını tekzip edercesine, AKP iktidarının bu büyük yalanını, görmeyen gözlere, duymayan kulaklara inat ortaya koymuşlardır. Mezbahaya dönüşen tersanelerdeki bu durumu uzaktan izlemek yerine emek, barış, demokrasi güçlerinin örgütlü iradesiyle bu katliama son deme kararlılığını göstermeliyiz” dedi. Milletvekilleri olarak görevlerinin bu konunun Meclis’in öncelikli meseleleri arasına girmesini sağlamak olduğunu dile getiren

Tersane işçisi yalnız değil
Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada, kazaların patronların emeğe ve insana bakış açısını gösterdiği kaydedildi. Açıklamada “İnsanların akşam evlerine dönememe ihtimali ile işlerine gittiği bir ülkede, demokrasi sadece bir sandıkla birkaç oydan ibaret olarak kalmaya mahkumdur” denildi. Ölen işçilerin sahipsiz, tersane işçilerinin ise yalnız olmadığı vurgulanan açıklamada, Birleşik Metal-İş Sendikası’nın, tersane işçilerinin çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesi ve gereken önlemlerin alınması için gerçekleştireceği her türlü eylemi destekleyeceği duyuruldu.

Üzerimize düşeni yapacağız
Tersanelerin ucuz işgücü cenneti haline getirildiğini dile getiren Deri-İş Genel Başkanı Musa Servi, patronların “Para kazanayım da nasıl kazanırsam kazanayım” diye baktığını, devletin ise tedbir almadığını söyledi. Servi, koşulları tersine çevirmek için sendikalara, kitle örgütlerine iş düştüğünü ifade etti.

Haber-İş Anadolu Yakası Şube Başkanı Turgut Aktaş, başta İstanbul Şubeler Platformu olarak, tüm sendikaların ve kitle örgütlerinin birlikte mücadele etmesi gerektiğini söyledi. “Sermaye nasıl birleşiyor görüyoruz. Bugün tersanenin başına gelen yarın bizim başımıza gelecek. Sermayenin amacı belli, insan ölmüş-ölmemiş önemli değil onlar için. Ucuza çalıştırmak istiyor” diyen Aktaş, ölümleri durdurmak için Haber-İş Sendikası Anadolu Yakası Şubesi olarak üzerlerine düşen görevi yerine getirmeye hazır olduklarını bildirdi.)

11 şubeden ortak açıklama
Belediye-İş 1, 2, 3 ve İETT şubeleri; Yol-İş 1 No’lu Şube, Haber-İş 1 No’lu Şube, Harb-İş 1 No’lu ve İstanbul şubeleri, Tez Koop-İş 2 No’lu Şube, Deri-İş Tuzla Şube ve Petrol-İş İstanbul Şube, ortak açıklama yaparak Tuzla tersanelerinde yaşanan iş cinayetlerini kınadı. Gösterilen tepkilere karşın tersane patronları hakkında en ufak yaptırımda bulunulmadığına dikkat çekilen açıklamada, “İş cinayetlerini protesto etmek isteyen işçilere gösterilen acımasız tutumun zerresi dahi patronlara gösterilmedi” dendi. Bu tutumdan cesaret alan patronların, işçileri kölece çalıştırmaya devam ettiği kaydedilen açıklamada, güvenceli çalışmanın sağlanması için verilecek mücadelenin, sendikaların öncelikli görevi olduğu bildirildi. Açıklamada, iş cinayetlerinin durdurulması, gerekli tedbirlerin alınması, siyasi iktidarın ve ilgili kurumların gerekli incelemeyi yaparak sorumluları yargı önüne çıkarması, gerekli tedbirleri almayan firmaların ruhsatlarının iptal edilmesi istendi.

İşçiler ölüme gönderiliyor
Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Cem Dinç: Biz tersanelerde iş güvenliği ve işçi sağlığına ilişkin önlemlerin alınmadığını yıllardan beri söylüyoruz. Ama sesimiz duyulmak istenmiyor. Gerekli önlemler alınmazsa ölümlerin ardı arkası kesilmeyecek. Taşeronluk sisteminden kaynaklandığını, işçilerin iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını, sigorta primlerinin dahi yatırılmadığını söyledik. Limter-İş olarak iş cinayetleriyle ilgili her türlü mücadeleyi vereceğiz, bu bizim çalışmalarımızın en başında geliyor. 1992’den bu yana 100’e yakın insan hayatını kaybetti. Bu da sadece ulaşabildiklerimiz. Üç kuruşluk iş güvenliği tedbirleri ile bu ölümlerin önüne geçilir ama yapmıyorlar. Yasalarda var ama uygulanmıyor. İşçiler teker teker ölüme gönderiliyor. Yetkililer de bunu iyi biliyorlar. Haberlerinin olduğunu da biliyoruz. Artık onların da buraya müdahale etmesi, sorumluların yargılanması gerekir.
Bizim ilgili kurumlara yapılmış onlarca başvurumuz var, ama hiçbirinden yanıt alamadık. 15 günde 5 işçi ölüyorsa hiçbir yaptırımın ve denetimin gerçekleştirilmediği anlaşılıyor.
Tersanelerdeki bu iş cinayetlerinin önüne geçmek için toplumsal muhalefetin yükselmesi gerekiyor. Bunun için de kitle örgütlerinin, emek örgütlerinin duyarlı olması gerekiyor. Tersanelerin iç yüzünü anlatmak gerekiyor. Yetkililer sessiz kalıyor. Bunu tersine çevirecek olan, biz tersane işçileri ve emek örgütlerinin mücadelesidir. Tüm kurumları duyarlı olmaya ve bizlerle birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.

‘Sendikalı olun’ çağrısı
Dokgemi-İş Sendikası Genel Başkanı Necip Nalbantoğlu: 15 günde 5 iş kazası yaşanıyorsa bizim işverenlerimiz gerekli tedbiri almıyor demektir. Ne sebeple olursa olsun kazaların altında iş güvensizliği yatmaktadır. Sendikamız, son 10 yıldır 2 bine yakın üyesini gerekli eğitimden geçirdi. Çalışma Bakanlığı müfettişleri ve hocaların katılımıyla... Bizim örgütlü olduğumuz yerlerde kazalar en aza inmiş durumda. Ölümlü iş kazası söz konusu değil. Bir gerçeği ortaya koymak gerekiyor. Örgütlü toplum olmak gerekiyor. Bir sendika üyesi olsalar; ille Dokgemi-İş değil, sendika üyesi olsa işçiler, sendika onların hakkını en iyi şekilde koruyacak. Mutlaka sendikaya üye olup onun güvencesi altına girmeliyiz.
Madalyonun arka yüzü ise taşerondur. Bakanlık istatistiğine baktım. Bizim işkolunda 14 bin çalışan gözüküyor. Oysa işkolumuzda 33 bin 500 çalışan var. Kadrolular kayıtlı diğerleri ise kayıtlı değil. Tersane işverenleri taşeronlara iş verirken bunu göz ardı etmemeli. Hukuki olarak kazadan ve ölümden taşeron kadar tersane sahibi de sorumludur. Bunun için kadrosunu geniş tutmalı ve taşeron ile çalışmamalı. Taşeron, üç kuruş eksik olsun diye eğitimsiz işçi çalıştırıyor. Ve bu zihniyet bizi bu hale getiriyor.

Tedbirsizlik denemez
Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel yaptığı açıklamada, son 15 günde 5 işçinin iş cinayetine kurban gitmesinin, tersanelerdeki çalışma koşullarını ve kapitalizmin vahşi yüzünü gösterdiğini söyledi. Tersane patronlarının işçilere reva gördükleri bu koşulları “uluslararası alanda rekabet edebilme koşullarına” bağladıklarına dikkat çeken Tüzel, Türkiye’nin, emekçilerin sağlıklı çalışma koşulları açısından diğer ülkelerden geri durumda olduğunu belirtti. Patronların, bir yandan da gemi üretiminden trilyonlar kazandıklarını söylemekten geri durmadığına dikkat çeken Tüzel, “Yaşananlara basit bir tedbirsizlik denemez. Buradaki çalışma koşullarının kötülüğü ve buna göz yumulduğu, yıllardır işçiler tarafından dile getiriliyor. Kamu ve idari kuruluşlar bu duruma el atmalıdır. Sınıf kardeşlerini kurban veren işçiler, birlik olarak buna son vermek üzere üretimden gelen güçlerini kullanmalıdır” dedi.

Müfettişler henüz inceleme yapmadı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Müdürlüğü İş Teftiş Kurulu’ndan adını vermek istemeyen Grup Başkan Yardımcısı bir müfettiş, tersanelerde son on beş günde beş işçinin ölümüne yol açan kazalarla ilgili olarak, gazetemize şu açıklamayı yaptı:
“Bu kazalarla ilgili işverenler bize bildirimde bulundular. Bu ay içerisinde bir iki müfettiş arkadaş orada inceleme başlatacaklar. Bunun programı yapıldı, görev dağılımı yapıldı. İlgili arkadaşlar, yarın öbür gün incelemeye başlayacaklar. Orası devamlı denetim altında, ama tabii kocaman yer; kazalar olabiliyor. Tuzla tersaneleriyle ilgili özel bir proje denetimi yapıldı ve raporu hazırlandı daha önce. Bunu teftiş kurulu başkanlığından isteyebilirsiniz. Bu son on beş günle alakalı değil. İstanbul’un müfettişlerinin baktığı alan belli; İstanbul, Trakya artı Yalova. Bu alan içerisinde görev alan arkadaşların sayısı 50 kişiyi bile bulmuyor.”

İşçiler patronlara tepkili
Tersane işçileri yıllardır yaşanan kazaların sorumlusunun patronlar olduğunu söyledi.
5 yıllık işçi Sedat Uzun, pek çok arkadaşının yaşamını yitirdiğini, güçlerini birleştirmemeleri durumunda çok kişinin daha yaşamını yitireceğini söyledi. Nedim Güven ise kazaların, patronların kâr hırsı nedeniyle yaşandığını dile getirdi. Ölen işçilerin geride kalan ailelerinin durumunun içler acısı olduğuna dikkat çeken Güven, “Sessiz kalırsak yarın neden sıra bizde olmasın” dedi. Hüseyin Utku ise şunları anlattı: “Tersane işçisinin durumu ortada. Cenazelerimize bile sahip çıkamıyoruz. Böyle devam ederse her gün ölmeye devam edeceğiz. Bunlara karşı mücadele etmeliyiz.”

Kaynak : Evrensel

657 4/b NEDİR? İŞÇİLERİN HANGİ HAKLARINI YOK EDECEK?

Yazar Tez-Koop-İş

10 04 2007

ü 4/b statüsü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda da yer alan istihdam şeklidir. Bu statüde çalışanlar Devlet Memuru sayılmamaktadır. Dolayısıyla Devlet Memurunun iş güvencesinden de faydalanamayacaklardır.

ü 4/b statüsünde çalışanlar, 4857 Sayılı Kanuna göre işçi de sayılmamaktadır.

Bu sebeple;

ü Sendikaya üye olma ve Toplu İş Sözleşmesi yapma hakları da yoktur.

ü 4/b hükümlerine göre çalışanların herhangi bir iş güvenceleri bulunmamaktadır. Yapılan işin sona ermesiyle birlikte ya da sözleşmenin yenilenmemesiyle birlikte işsiz kalacaklardır.

ü Geçici işçilerin 4/b’ye geçirilmesi durumunda, İlave Tediye, ve Toplu İş Sözleşmeleriyle elde edilen (İkramiye, Gıda Yardımı, Çocuk Yardımı, Yol Yardımı, Eğitim Yardımı, Yakacak Yardımı ve fazla mesai gibi) tüm haklar ortadan kalkacaktır.

ü İşten çıkartılmaları ya da işin sona ermesiyle birlikte kıdem, ihbar gibi tazminatlardan ve işsizlik ödeneği gibi sigortalardan faydalanamayacaklardır.

ü 4/b Hükümlerine göre istihdam edilenlerin ücret pazarlığı yapma hakkı yoktur. Bakanlar Kurulunun ön gördüğü ücret ile çalışmak zorundadırlar.

ü Bu sebeple, Geçici İşçilerin 657 4-B statüsüne geçirilmek istenmesi yıllardır sahip olduğumuz kazanılmış haklarımıza yönelik bir saldırıdır. İşçileri örgütsüz bırakacak, sendikasızlaştıracak kısacası ellimizde olan tüm haklarımızı yok edecek bir uygulamadır.

4-B KABUL EDİLEMEZ!

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!